17.10.2026

BEN DOĞUKAN

Yürümek.

Durmak.

Görmek.

Ben Doğukan. Bayram’dan olma, Yasemin’den doğma, bahtı kaderine düğümlenmiş Doğukan.

Günahlarını ezbere bilirken, sevaplarını saymaya gerek duymazken ne kadar şanssız olabilir ki bir insan?

Kendi yarattığı cehennemden kaçmak yerine o yangını yurt edinip yanarken ne kadar şanslı sayılabilir ki insan?

Karanlıkla aydınlığın arasındaki o narin, o kıl payı ince çizgide durup bir ömür soluklanırken… Nasıl parlayabilirdi bu candan ve kemikten ibaret insan?

Parladım. Ve parladıkça kendi karanlığıma gömüldüm. Ama bir milim dahi yerimden kımıldamadım. Bir elim zifiri karanlıkta saklanırken, öteki parmaklarım güneşin ta kendisi gibi aydınlatıyor ufku.

Tuhaf. Korkunç. Farklı.

Ne zaman aydınlıktaki elimle naif bir çiçek kopartıp, onu karanlıktaki elimle toprağa ekmeye çalışsam, alev alev kavruldum. Ne aydınlık kabul etti o çiçeği, ne de karanlık izin verdi kök salmasına.

Çok Tuhaf

Kendi külünden doğmayı reddeden ama o yangının ortasında sessizce duran bir ruh… Unutmak özgürlükse eğer, ben unutmayı bile unuttum. Çünkü zihnin içindeki o görkemli harabeler, dışarıdaki tüm yıkımlardan daha ayakta, daha sarsılmaz.

Çok Korkunç

Bir yanım yakıcı bir güneş, bir yanım koyu bir gece. Ve bu müttefik karanlıkta ben, kendi gölgemle bile anlaşma yapmadan, sadece bastığım toprağa gözlerim kapalıykenkendi mührümü vuruyorum.

Çok Farklı

İnsan kaç mil uzaklaşırsa uzaklaşsın, adımları kendi gölgesinden bir adım bile öteye geçebilir mi?

Yollar uzar, çehreler değişir, zaman bir nehir gibi aktığını sanır… Ama zihne bir kez atılan o derin çentik, rüzgar estikçe silinmek yerine daha da keskinleşir.

Kaçmak; bir şehri, bir sokağı ya da bir insanı arkada bırakmak değildir. İnsan en çok da dönüp bakmaktan korktuğu o ilk çizgide takılı kalır. Zira kader, geriye doğru yürünmeyen tek yoldur.

Ben ki; adımlarımı telaşla değil, kendi zamanımın sükunetiyle atarım.Aceleye ortak olmadan, savrulmadan… Bir yaprak gibi rüzgara kapılmayı değil, o rüzgarın gölgesinde bile köklerime tutunmayı seçtim.

Dönmek bir zaruret midir, yoksa bir aldanış mı?

Çizgi çekilmiştir bir kere. Ve o çizginin ötesinde ne bir pişmanlık vardır, ne de yeniden başlanacak bir dün. Sadece durduğu yeri bilenlerin sessizliği kalır.

Gündüzün gürültüsü büyük bir illüzyondur. İnsan kalabalıkların arasında kaybolmayı bir sığınak sanır; sahte tebessümlerin, içi boş kahkahaların ve telaşlı adımların arkasına saklanır. Dünya dönmeye devam ettikçe herkes kendi sahnesinde bir rolü oynar, kendi yarattığı küçük yalanlara tutunur.

Oysa güneş batıp perdeler çekildiğinde, o gürültülü kalabalık çekilip de insan odasındaki zifiri yalnızlıkla baş başa kaldığında… Sahne kapanır, maskeler düşer.

Gece, kaçılan tüm gerçeklerin en çıplak haliyle karşına dikildiği o acımasız aynadır. Gün boyu bastırılan fısıltılar, gecenin sessizliğinde devasa bir çığlığa dönüşür. Aynadaki siluete bakarken kaçırılan gözler, zihnin kuytu köşelerinde yankılanan o tek bir iz… Ne kadar kaçarsan kaç, kendi hakikatine teğet geçemezsin.

Çünkü karanlık çöktüğünde yanılsamalar biter; geriye ne yaşanan avuntular kalır, ne de mazeretler. Sadece kaçtığın şeyin büyüklüğü ve durduğun yerin soğuk yalnızlığı kalır.

Unutmak, insanın kendine söylediği en büyük yalandır. Unuttum diyen, her gece o izin üzerinde yeniden uyanır. Zaman her şeyi silip süpüren bir nehir sanılır; oysa zaman, sadece hakiki olanın etrafındaki çöpü siler, derine kazınan o ilk mührü ise daha da görünür kılar.

İnsan kime ne anlatırsa anlatsın, kendi zihnindeki o sarsılmaz mühürle yaşar. Çizgi bir kez çekilmiştir. Artık ne telaşın bir hükmü kalmıştır, ne de suskunluğun ötesinde bir sığınak…

Ben ki; kendi gecesinde kendi karanlığında saklanan, fırtınaya karşı bile tek bir adım geri atmayan…

Ben Doğukan.

Bayram’dan olma, Yasemin’den doğma, bahtı kaderine düğümlenmiş Doğukan.

Görmek.

Durmak.

Yürümek.

Bir Cevap Yazın