01.10.2026

İnsan, kendi elleriyle yarattığı illüzyonların içinde kaybolurken, en çok da gerçeğin soğuk yüzünden kaçmaya çalışır. Oysa kaçtığını sandığı her şey, dönüp dolaşıp kendi ayak izlerine çarpar. Klasiklerin bu konuda yüzyıllar önce söylediği gibi:

“İnsan ruhu öyle garip bir labirenttir ki, bazen en büyük kibrini gizlemek için en çocukça oyunlara sığınır. Dışarıya karşı umursamaz görünmek, başka hayatların kapılarını aralamak, o sahte bağları yeniden kurmaya çalışmak… Hepsi, içten içe duyulan o korkunç acının ve suçluluktan kaçma çabasının birer maskesidir. Oysa ne kadar kaçarsanız kaçın, ayak izleriniz yine kendi kazdığınız o daracık kuyuya çıkar. Kendi elleriyle ördüğü o yalan duvarının arkasında saklandığını sanan insan, aslında her nefesinde biraz daha boğulur. Çünkü hakikat, sesini yükseltmeye gerek duymayacak kadar asildir; sadece bekler. Ve o büyük kibrin sahibi, kendi yarattığı o sessizliğin ortasında, yapayalnız kaldığı o gerçekle yüzleşmek zorunda kalır.”

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Ölü Bir Evden Hatıralar, İkinci Bölüm / “Hapishane Yaşamı Üzerine Gözlemler”

Burası bir kürsü değil; sadece içerideki yankının dışarıya sızan sessiz bir aksidir. Ve denildiği gibi: Herkes kendi kazdığı kuyunun derinliği kadar yalnızdır.

Bir Cevap Yazın